Bu Blogda Ara

4 Kasım 2010 Perşembe

Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı / ABANT BİYOLOJİK YAPISI (Flora ve Fauna)

ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI 

UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI PLANLAMA EKİBİ


 

Proje Yöneticisi : Doç. Dr. Mehmet TUNÇER / UTTA Planlama & Danışmanlık Ltd. Yüksek Şehir ve Bölge Plancısı (ODTÜ), Ph.D. Kamu Yön. ve Siy. Bil. (Kent ve Çevre Bilimleri)(A.Ü. SBF)
Proje Koordinatörü : Yılmaz BİLENSOY, Orman Müh. Danışmanı, Orman Yük. Mühendisi,  SELİN Ormancılık Harita Tur. Gıda San. Ve Tic. Ltd. Şti.
DANIŞMANLAR
·        Koruma Planlaması Danışmanı : Dr. Ahmet UZEL, Mim. Şeh. Pl. UTTA Ltd.
·        Kentsel Tasarım Danışmanı, Mimar : Dr. Kamutay TÜRKOĞLU, Mimar, Şeh. Pl., UTTA Ltd.
·      Meteoroloji Müh. Danışmanı  : Prof. Dr. Selahattin İNCECİK ve Doç.Dr. Sema Topçu İTÜ İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak Ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Müh.
·        Sanat Tarihi Danışmanı : Doç. Dr. Sacit PEKAK , A.Ü., DTCF.
·        Arkeoloji Danışmanı : Prof. Dr. Coşkun ÖZGÜNEL, A.Ü., DTCF.
·        Jeoloji Müh./Jeomorfoloji/Hidrojeoloji Danışmanı  : Cumhur BAT
·        Su Ürünleri Danışmanı: Yrd. Dr. Tuncay Kuleli, Ç.Ü., Ziraat Fak. Su Ürünleri Bölümü
·        Peyzaj Mimarı: Selim ALTUN, Peyzaj Mimarı, SELİN Ormancılık Ltd. Şti.
·        Ziraat Mühendisi : Mehmet BEŞİRBELLİOĞLU / Ziraat Müh.
·        Çevre Mühendisi : Mücahit BİLGİN, Çevre Mühendisi (ODTÜ), UTTA Ltd.
·        BİYOLOJİ DANIŞMANLAR GRUBU :
·        Biyolog (Ekolog / Botanik Uzmanı): Prof.Dr. Barbaros ÇETİN, A.Ü., Fen Fak. , Biyoloji Böl.
·        Biyolog (Ekolog/ Botanik Uzmanı) : Prof. Dr. Osman KETENOĞLU, A.Ü., Fen Fak. , Biyoloji Böl.
·        Biyolog (Ekolog/ Botanik Uzmanı) : Yrd. Doç. Dr. Latif KURT, A.Ü., Fen Fak. , Biyoloji Böl.
·        Biyolog (Omurgalı Uzmanı) : Prof. DR. Erkut KIVANÇ, A.Ü., Fen Fak.,
·        Biyolog (Böcek Uzmanı) : Yrd. Doç.Dr. Ayla TÜZÜN, A.Ü., Fen Fak. , Biyoloji Böl.
·        Biyolog (Böcek Uzmanı): Ar.Gör.,Aysel KEKİLLİOĞLU, A.Ü., Fen Fak. , Biyoloji Böl.
·        Biyolg (Botanik Uzmanı)  : Uzman, Tuğrul KÖRÜKLÜ, A.Ü., Fen Fak. , Biyoloji Böl.

PLANLAMA DESTEK EKİBİ
·        Peyzaj Mimarı (CAD Uzmanı): Selim ALTUN/ Peyzaj Mimarı – Selin Orman. Ltd. Şti.
·        Şehir Plancısı : Ebru AKPINAR, Şehir Plancısı (G.Ü), UTTA Ltd.
·        Şehir Plancısı (CAD Uzmanı) : Makbule İLÇAN, Şehir Plancısı (G.Ü.), UTTA Ltd.
·        Şehir Plancısı  :   Ayşe YILMAZ, Yüksek Şehir Plancısı (G.Ü.), UTTA Ltd. 

Aşağıdaki rapor planlama ekibi biyoloji ve orman grubu tarafından hazırlanmıştır.

2.6.           Ekolojik Yapı

2.6.1.     Orman Ekosistemi
2.6.1.1. Abant Gölü ve Çevresinin Geçmiş Dönem Bitki Örtüsü ve Tarihsel Gelişim
Abant Gölü civarında günümüzden yaklaşık 5 - 14 bin yıl önceki dönemde çam türleri içerisinde Sarıçam (Pinus sylvestris L.) egemen olarak yer almaktadır. Bunun yanında zaman zaman Karaçam (Pinus nigra Arnold.) ve Kızılçama (Pinus brutia Ten.) da rastlanmaktadır [1].
Sarıçam o dönem için egemen çam türüdür denilebilir, ancak bir Sarıçam ormanından söz edilemez. Çünkü bir yerde bir çam türünün saf ormanlar kurduğunu söyleyebilmemiz için polen spekturumundaki ağaç polenlerinin en az % 70’ i bu türün polenleri olmalıdır. Oysa Abant Gölü polen spekturumunda değil Sarıçam tüm çam polenlerinin miktarı bile 5.90 - 11.00 m’ ler arasında % 30’ u geçmemektedir. 5.90 m’ den yüzeye kadar olan dönemde çam polenlerinin miktarı zaman zaman % 80’lere kadar çıkmaktadır.


Sarıçam o dönemlerde muhtemelen Kayın+Göknar ile karışık ormanlar oluşturmaktaydı. Ve Karaçam da zaman zaman bu karışımda yer almaktaydı. Nitekim bugünde Abant Gölü ve Aladağ Masiflerinde kuzey yamaçlarda yarı nemli göknar ormanları 900-2000 m.’ler arasında (optimal 1300 - 1600 m) yer alırken, güney yamaçlarda alt sınır Fagus orientalis Lipsky., Pinus sylvestris L. ve Pinus Nigra Arnold. ile karışmaktadır. Ancak 9.30-10.00 m’ler arası Sarıçam karışımındaki miktarı ya çok azalmış ya da yayılış alanı gölden çok içerlere çekilmiş ve polenler göle kadar rüzgarla taşınmıştır.
Sarıçam ve Karaçam yanında yer yer Kızılçama da rastlanması ilk bakışta dikkat çekici gelmektedir. Ancak yayılış yeri istekleri bakımından benzer özellikler taşıyan Fraxinus ornus L., Olea L., Pistacia L. nın da burada yer aldığı görülür. Günümüzde de Mudurnu-Göynük arasında lokal olarak Kızılçam yetişmektedir. Buna göre o dönemde de lokal olarak Akdeniz iklimine yakın bir mikroklimanın hakim olduğu söylenebilir. Ama bu yer gölden oldukça uzakta olmalıdır. Çünkü Kızılçam poleni miktarı azdır ve büyük olasılıkla göle kadar rüzgarla taşınmıştır.
Genel olarak o dönemin ikliminin daha çok nemli ve ılıman bir karakterde olduğu ama lokal olarak Akdeniz iklimi benzeri bir mikroklimanın da görüldüğü söylenebilir [2].
On bin sene öncesinden bu yana değişmekte olan iklim koşulları şüphesiz bölgede bulunan populasyonunda da değişiklikler meydana getirmiştir. 10000 sene öncesinde bölgede bozkır iklime uygun olan (örn., Ephedra distachya (Deniz üzümü) ve Artemisia herba-alba (Yavşan)) bitkiler ağırlık kazanmaktaydı[3]. Fakat zamanla iklim koşullarının değişmesiyle, çevrede bulunan bitki (ve hayvan) populasyonunda ve çeşitliliğinde de değişimler başladı. Bozkır iklimin sona ermesiyle, göl çevresindeki dağlarda Abies (Köknar) gibi dikenimsi yapraklı ağaç ve bitkiler baskın haldeyken, hemen göl çevresinde bitki yapısı çoğunlukla Betula (Huş) ve Salix (Söğüt) ve daha sonrada Acer (Akçaağaç) ve Ulmus (Karaağaç) ağaç populasyonları ağırlıklı hale geçiş göstermekteydi. 


Günümüzden yaklaşık 10000 sene öncesinde meydana gelen bu geç-buzul döneminin etkisi aynı zamanda Avrupa’nın batısı ve Akdeniz'de de görülmüştür. İklim koşullarının bu değişimi aynı zamanda hayvan populasyonunda etkilemiştir. Bu görüşün en güzel dayanağı ise Akçaağaç populasyonunun göl çevresi bölgelerde baskın halde olmasıdır. Bu ağaçların bir özelliği böceklerle polinasyon yapabilmesidir. Böcekler aracıyla bitki polenleri erkek ve dişi bireyler arasında taşınmaktadır. Ancak Akçaağaç populasyonunun baskınlığı çok geçmeden yerini Plantago lanceolata (Sinirliot) ve Cerealia bitki topluluklarına bırakmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla Akçaağaç baskınlığının azalmasına bağlı olarak birçok insekta (böcekler) grubunda da sayı ve çeşitçe azalma olması doğaldır. Kaldı ki bu yaklaşım için bölgede yapılmış ayrı bir çalışma kayıt edilmemiştir. 


Bitki populasyonundaki bu ani değişimin esas nedeni iklim değişimleri ise de araştırıcılar önemli bir diğer nedeni de göstermişlerdir [4]. Bu da insan faktörüdür, çünkü gerek Plantago ve gerekse Cerealia polenlerinin 6 metrede bulunması, bölgede çiftçiliğin yapıldığına dair delillerdir. Bunun yanında yine yayılışları insanla beraber paralellik gösteren ve ekonomik değeri insan için önemli olan Olea (Zeytin), Castanea (Kestane), Juglans (Ceviz), Platanus (Çınar), Quercus calliprinos (=Q. coccifera) (Kermes Meşesi), Fraxinus ornus (Dişbudak) ağaç topluluklarının belirgin baskınlığı da bu dönemdeki polen örneklerinden anlaşılmaktadır. Söz konusu bu değişimlerin benzeri güneybatı Anadolu’da 3500 sene öncesinde bulunan insan ilişkili değişimlerle benzerlik gösterdiğinden dolayı, bu bulgular Abant çevresinde de insanın etkin olmaya başladığı dönemi 3500-4000 sene öncesine götürmektedir. Tarihsel zamanları daha iyi belirlemek için farklı derinliklerden alınan toprak örneklerinin karbon 14 (C14) analizi ile belirlenmiş sonuçlarının denk geldiği tarihler Tablo 4’de gösterilmektedir [5]. Bu değerler Beug (1967), Woldring ve ark. (1986) değerlerine uyar.

TABLO 4: ABANT GÖLÜ ÇEVRESİNDE RADYOKARBON (C14) ANALİZ DEĞERLERİ
Toprak Derinliği (m)             Zaman Dilimi (Yıl \ Günümüzden önce)
1.96-2.00                                             880 ±     60
4.75-4.80                                           2920 ±     60
5.95-6.00                                          3880 ±     60
9.61-9.68                                          9880 ±   110
9.96-9.99                                         10320 ±    90




Hızla artan insan nüfusu ekonomik bitkilerin gelişmesini azaltarak insan için ekonomik (özellikle besinsel) değeri daha az olan bitkilerin (Pinus (Çam) gibi) bölgede hızla yayılmasını sağlamıştır. Bu bulgular Alman araştırıcı Beug (1967) un daha önceleri yaptığı gözlemlerle benzerlik göstermektedir[6]. Günümüzde ise soğuk iklim uyumlu dikenimsi yapraklı ağaçların (Çam) baskınlığı hala devam etmektedir. Bunun bir göstergesi de güncel flora içerisinde yaklaşık %24 nün soğuk-iklim uyumlu Avrupa-Sibirya elementi bitkiler olmasıdır [7] . Ancak bölgede bugün yine insan etkisi önemli sorunlardan birisidir.


2.6.1.2. Orman Ekosistemi Özellikleri:
Abant Gölü Tabiat Parkı’nda, göl çevresi zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Çevrede bir kısmı endemik olan ağaç, ağaççık ve otsu bitkiler bulunmaktadır.
Çam, göknar, kayın, meşe, kestane, gürgen, kavak ve yabanıl meyve ağaçlarından oluşan ve karışık orman tabir edilen ormanların büyük bölümü, Karadeniz ardı ormanları; küçük bir bölümü de Karadeniz kıyı ormanları kapsamına girmektedir [8].
Abant Gölü Tabiat Parkı sınırları içerisinde kalan 1196,5 ha’lık toplam alanın 646.5 ha. lık kısmı orman, 550.0 ha’ lık kısmı ise ormansız alanlardan oluşmaktadır [9] (Bkz. Meşcere Haritası).
Abant Gölü Tabiat Parkı’nda bulunan ve yörenin asli ağaç türleri olan sarıçam, göknar, kayın saf meşcereler oluşturduğu gibi, birbirleri ile iç içe karışık meşcereler de oluşturmaktadır.  Tablo 5’de Abant Gölü Tabiat Parkı sınırları içindeki meşcerelerin saf ve karışık meşçere alanları gösterilmiştir.

TABLO  5 : ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI MEŞÇERE ALANLARI (Hektar)

Saf Meşcereler
İbreliler Arası Karışık Meşcereler
TOPLAM
Ağaç Türleri
Çs
G
Kn
Çs+G+Kn

Hektar
118.5
112.5
16.0
271.0
646.5
%
18.3
17.4
2.5
41.9
100

Tabiat Parkı ormanlarında ağır kış şartları nedeni ile zaman zaman kar devrikleri meydana gelmektedir. Nitekim 2000-2001 kış döneminde yaklaşık 2000 m3 kar devriği olmuştur.

2.6.2. Yüksek Dağ Çayırları (Alpin Çayırlar) Ekosistemi
Alpin çayırlar araştırma bölgemizde 1400-1700 m’ler arasında Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana ve Pinus sylvestris ormanlarının biyotik etkiler nedeni ile tahribi sonucu oluşmuştur. Genellikle bozuk orman,  çalılık ve çayır görünümündedir.  Bu katta Abies’lerle birlikte Pinus sylvestris’in yer yer bozuk orman şeklinde rastlandığı ve dağ stebi olarak adlandırılan yüksek dağ çayırlarında Astragalus angustifolius, Genista lydia ve bodur çalı olarak Juniperus communis ssp. nana egemen durumdadır. Bu ekosistem tipine ait bitki toplulukları aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir:

Genista lydia çalı katının dominant türü olup aynı zamanda de ayırdedici karakter türdür. Çalı katının genel örtüş oranı % 30-70, yüksekliği ise 0,7-1 m. arasında değişmektedir. Ot katı, boyları 25-40 cm. ve genel örtüşü % 25-90 arasında değişen otsu step bitkilerinden oluşmaktadır. Serpantin anakayadan gelişen topraklar üzerinde 1400-1700 m’ler arasında yayılmaktadır.
Astragalus angustifolius subsp. angustifolius, Jurinea alpigenea toplulukları 1400-1600 metreler arasında gelişir. Floristik kompozisyonu zengin olan genel örtüş oranı % 80-100, ot katı yüksekliği 20-40 cm. arasında değişmektedir.
J.communis subsp. nana dünya üzerinde geniş bir yayılış alanına sahip olup kuzey ve orta Avrupa’nın her tarafında, Sibirya da, Himalaya’ların batısında, Kuzey Amerika ve Kuzey Afrika’nın yüksek dağlarında yaygındır. Yurdumuzda da oldukça yaygındır olan J.communis subsp. nana genellikle kuzey Anadolu’nun subalpin katlarında saf topluluklar halinde olup özellikle Pinus sylvestris ormanlarının tahrip alanlarında yaygındır.
J.communis subsp. nana toplulukları çalı ve ot katı olmak üzere iki tabakadan oluşmaktadır.  Çalı katı, boyları 0.5 ile 1 m. arasında değişen Rosa canina, Lonicera orientalis, Rubus sanctus, Daphne pontica gibi türlerden oluşmaktadır. J. communis subsp. nana bu katın dominant türüdür. Bu katın örtüş oranı % 70 dir. Ot katı oldukça zengin olup genel örtüşü % 60-70 arasındadır. Alanda genellikle kalker anakaya üzerinde yayılmaktadır.
Araştırma alanında vejetasyonun tahribinde en etkili faktör biyotik olarak insan tarafından ormanların ortadan kaldırılmasıdır. Bu tahribat özellikle orman-subalpin geçiş zonunda yılardan beri devam etmektedir.  Bu durum bölgedeki orman sınırını her geçen yıl daha aşağı seviyelere inmesine ve subalpin kuşakların genişlemesine neden olmaktadır.


2.6.3. Göl Ekosistemi
Abant Gölü suyunun fiziksel ve kimyasal analizleri sonucu suyun hafif alkali özellikte olduğu görülmektedir. Abant Gölü’nün tür kompozisyonu da bunu doğrulamaktadır. Abant Gölü için verilen fiziksel ve kimyasal parametre değerleri incelendiğinde Abant Gölü Sınıf I kalite suya sahiptir. Ancak ağır metal konsantrasyonları değerlendirildiğinde gölün kalitesinin Sınıf IV değerlerinde olduğu görülmektedir.
Bozüyük, (1998) tarafından yapılan bir çalışma ile Gölde 85 tür, Obalı ve ark tarafından yapılan çalışmalar, (2000) ile 83, (2001) ile  gölde 96 alg türü bulunmuştur. Ayrıca, Öz, (1999), tarafından yapılan bir çalışma ile Abant Gölü’nde 116 diyoteme türü tespit edilmiştir.  Neticede göldeki fitoplankton sayısı toplam 197’dir. Obalı ve ark. (2001) tarafından yapılan çalışma sonucunda zooplankton örneklerinde Rotiferadan 20, Cladocera dan 13 ve Copepoda dan 2 tür olmak üzere toplam 35 tür tespit edilmiştir.
Göl içerisinde; Alabalık (Salmo trutta abanticus, Tontonese, 1954), Bıyıklı balık (Barbus capito, Güldenstaedt, 1773) ve Tatlısu kefali (Leuciscus cephalus Linnaeus, 1758) bulunmaktadır. Bununla birlikte gölde Gökkuşağı Alabalığı olarak bilinen ve Hollanda balık yumurtasından elde edilen bir Alabalık türü daha bulunmaktadır. Literatüre Salma trutta abanticus, Tortonose olarak geçen alabalık türü Abant Gölü için endemiktir. Abant Alası olarak da bilinen bu alabalığın diğerlerinden ayıran  en önemli özelliği vücudundaki kırmızı beneklerin kahverengiye dönüşmüş olmasıdır.
Abant Gölü’nde meydana gelen turbalık, bir gölün karalaşmasındaki süreci izlemektedir. Bir çok su sever bitkilerin birikmesi sonucunda göl, batı ve güneybatı ile doğu ve kuzeydoğu kenarlarından karalaşmaktadır. Dört tarafı yüksek tepelerle çevrili bir depresyon karakterindeki Abant Gölü çevredeki büyüklü küçüklü akarsuların getirdiği sedimentlerle zamanla dolmakta, göl içinde veya çevresinde yetişen bitkilerin artmasını hızlandırmaktadır





2.6.3.1. Abant Gölünün Makrofitik Vejetasyonu
Nupharo lutei-Nymphaetum albae (Nowinski 1930) Tomasz. 1977: 30-50 cm su derinliği olan alanlarda saptanmıştır. Örtü % 70-100, takson sayısı 1-4 arasındadır. Bunlar Nuphar lutea, Schoenoplectus lacustris subsp. lacustris, Phragmites australis’dir.
Potametum natantis Soo 1927: 50 cm su derinliği olan yerlerde saptanmıştır. Örtü % 100 olup tür sayısı çok azdır. Nuphar lutea, Potamogeton berchtoldii ve Eleocharis palustris’dir.
Phragmitetum communis (Gams 1927) Schmale 1939: Kıyıda ve su içinde yayılış gösterir. Su derinliği 10 cm, örtü % 80, örtü yüksekliği 250-300 cm, tür sayısı 2-5 arasındadır. Bu türler, Potamogeton natans, Sagittaria sagittifolia, Menyantes trifoliata, Oenanthe fistulosa’dır.
Scirpetum lacustris Schamale 1939: Kıyıda saf topluluklar halindedir. Su derinliği 10-30 cm, örtü % 40-50, örtü yüksekliği 80-100 cm, tür sayısı 1-5 arasındadır. Bulunan türler, Nuphar lutea, Potamogeton natans, P. bertholdii ve Eleocharis palustris’dir.
Bu topluluk gölün batısındaki çamur alanlarda saptanmıştır. Örtü % 80-90, örtü yüksekliği 50-60 cm, takson sayısı 3-10 arasındadır. Juncus articulatus, Filipendula ulmaria, Blymus compressus, Galium elongatum, Menyanthes trifoliata, Orchis palustris, Angelica sylvestris, Thalictrum lucidum, Euphrasia pectinata, Hypericum venustum, Epipactis palustris ve Ranunculus repens egemen türlerdir.

Juncus articulatus topluluğu: Kıyıda çamur alanlarda saptanmıştır. Örtü % 60, örtü yüksekliği 20-30 cm, tür sayısı 4-9 arasındadır. Bu türler Carex paniculata, Blymus compressus, Lysimachia vulgaris, Menyanthes trifoliata, Orchis palustris, Potentilla recta, Thalictrum lucidum, Euphrasia pectinata, Epipactis palustris ve Carex rostrata’dır.



2.6.4. Akarsu Ekosistemi
Akarsu olarak; gölün batısında Beşpoyraz deresi, doğusunda Fındıklı deresi, güneyinde Abant suyu mevcuttur. Beşpoyraz deresi ve Fındıklı deresi sularını göle boşaltır. Abant suyu ise Abant Gölü’nden beslenerek bölge dışına çıkar. Bu akarsulardan Abant gölüne en fazla su girişi sürekli akış bulunan kuzey - batıdaki Beşpoyraz Deresi ile olmaktadır.
Beşpoyraz Deresi yörede bulunan Örencik ve Sarıyer yaylalarının hemen yanında bulunan derin vadiden geçerek göle ulaşmaktadır. Beşpoyraz deresi çevresinde yoğun otlarla kaplı bir bataklık oluşturmuştur. Kenar kısımları oldukça sığdır, en derin yerinde su derinliği 2 m’yi bulmaktadır. Abant Gölüne akışı sürekli olan Beşpoyraz Deresi, özellikle yağışlı dönemlerde oldukça fazla miktarda sedimenti gölün batı kıyısına taşımaktadır.
Beşpoyraz bataklığının makrofitik vejetasyonunu oluşturan bitkiler şu şekildedir. Caricetum paniculatae Wong 1916: 10-15 cm su derinliği olduğu alanlarda öbekler halindedir. Örtü % 70-80, örtü yüksekliği 50-60 cm, tür sayısı 5-8 arasındadır. Bu türler Filipendula ulmaria, Galium elongatum, Lysimachia vulgaris, Potentilla palustris, Valeriana officinalis ve Oenanthe fistulosa’dır.
Abant gölüne yakınlığı ve direkt bağlantısı olduğundan bu akarsuların planktonik organizmaları Abant gölü ile aynı türleri içermektedir. Akarsularda balık tespit edilmemiş olup, yaşamları büyük oranda suya bağlı olan türlerden Abant gölü içinde ve çevresinde yaşayan birçok tür de (Memeli, Amfibi, Sürüngen) bu sularda yaşamaktadır.


2.7. Biyolojik Yapı
2.7.1. Vejetasyon
Bitki birlikleri genel iklim koşullarını, bitki türlerinden daha iyi gösterirler. Bitki coğrafyası sınırları henüz  kesin olarak belirli olmayan ülkemizde, bitki sosyolojisi çalışmaları ile bulunan bitki birlikleri, bu konuda daha kesin sınırlar çizilmesine yardım edecektir. Bitki birlikleri aynı zamanda toprağın özelliklerini göstermekle, toprağın kullanılışı ve amenajmanını daha iyi bildirmektedir.
Bölgenin Biyoiklimsel değerleri Göynük ve Mudurnu istasyonlarından elde edilen verilerin Akman ve Daget (1971)’in çalışmaları ışığı altında değerlendirilerek elde edilmiştir (Tablo 6).
Bölgede yıllık yağış miktarı 500 ile 600 mm dolayındadır. Yaz yağışı (PE) Göynük de 76.6 mm, Mudurnu’da ise 80 mm’dir. Kuraklık, yağış ve sıcaklık miktarlarına bağlı olarak ifade edilirse de biyoiklimsel açıdan seçilen sıcaklığın bitki yaşamıyla ilgili olması gerekmektedir. Bu nedenle hayati faaliyetleri sınırlayan ekstrem sıcaklıkların dikkate alındığı Emberger yağış-sıcaklık emsali (Q2), iklimleri biyolojik açıdan sınıflandırmada olumlu sonuçlar vermektedir. Q2 değeri Göynük de 170.7 Az yağışlı alt soğuk, Mudurnu da 150.8 ve az yağışlı alt çok soğuk  bir Akdeniz iklimini karakterize etmektedir.
İklimlerin sınıflandırılmasında önemli bir etken olan yağış rejimi Göynük de doğu Akdeniz yağış rejimin 1. tipi görülürken, Mudurnu da Akdeniz eğilimli geçiş rejiminin 2. tipi hakimdir. En soğuk ayın en düşük sıcaklık ortalaması (m) Göynük de -2.2 5°C,  Mudurnu da ise -4.2 °C'dır. Adı geçen istasyonlarda Emberger kuraklık indisi (S = PE/M) ise Göynük de 2.8, Mudurnu da ise 2.9  olup her iki istasyonda da minimum bir yaz yağışı ile karakterize edilen Akdeniz tipinde bir iklimin etkisini göstermektedir.
Araştırma bölgesinde vejetasyon bu iklim tiplerine uygun bir dağılış arz eder. Ayrıca bölgede yaz kuraklığının uzun sürmemesinden dolayı yapraklı ve iğne yapraklı formasyonlar geniş bir yayılım gösterir.
Göl çevresinin iklim özellikleri turba oluşumu için uygun koşulları sağlamaktadır. Yılın büyük bölümünde görülen yüksek nem, bulutluluk ve yağış, uzun bir soğuk devre ile, nispeten uzun bir serin devre ile kısa bir sıcak devre yöre ikliminin temel nitelikleridir. Bu nitelikler alçak turba oluşumuna yardımcı temel etkenlerdir.

TABLO 6: ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI BÖLGESİNDEKİ METEOROLOJİ İSTASYONLARINA AİT BİYOİKLİMSEL DEĞERLER
İstasyon
h (m)
P(mm)
M
m
PE
Q2
S
Yağış Rejimi
Biyoiklim tipi
Göynük
725
609.1
26.8
-2.2
76.6
170.7
2.8
K.I.S.Y
Yarı kurak alt soğuk
Mudurnu
840
559.2
27.4
-4.2
80.0
150.8
2.9
K.I.Y.S
Yarı kurak üst çok soğuk

h (m): Yükseklik
PE=Yaz yağışı (mm)
P (mm): Yıllık toplam yağış
Q2= Yağış-Sıcaklık emsali  Q2=2000P/M2-m2
M (°C): En sıcak ayın maksimum sıcaklık ort.
S: Kuraklık indisi S=PE/M
m (°C): En soğuk ayın minimum sıcaklık ort.

K.I.Y.S. : Kış, İlkbahar, Yaz, Sonbahar
Araştırma bölgesi Avrupa-Sibirya Floristik Bölgesinin Öksin kazası batı sınırları içinde yer almaktadır. Bu kuşakta dominant bitki örtüsünü, Euxin kuşağın yaprak döken türleri ve iğne yapraklı formasyonları teşkil etmektedir.
Araştırma alanında 1200-1500 m’ler arasında iğne yapraklı türlerden Pinus sylvestris, Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana dominant iken yaprak döken türlerden Fagus orientalis ve  Carpinus betulus dominant türler arasındadır.
1500 m’den daha yukarı seviyelerde Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana ve Pinus sylvestris ormanlarının biyotik etkiler nedeni ile tahribi sonucu oluşan alanlar ise genellikle bozuk orman, çalılık ve çayır görünümündedir. Bu katta Abies’lerle birlikte Pinus sylvestrisin yer yer bozuk orman şeklinde rastlandığı ve dağ stepi olarak adlandırılan yerlerde Astragalus angustifolius, Genista lydia ve bodur çalı olarak Juniperus communis subsp. nana egemen durumdadır. Alanın vejetasyonu bu yükselti farkı göz önüne alınarak orman ve sub-alpin vejetasyonu şeklinde incelenmiştir (Bkz. Vejetasyon Haritası).
a. İğne yapraklı ormanlar:


Pinus sylvestris ormanları
Araştırma bölgesinde 1200-1600 m'ler arasında özellikle Abant gölü çevresinde ve üst kesimlerinde bulunan Pinus sylvestris toplulukları homojen olmayıp alt seviyelerde Fagus’lar ile üst seviyelerde ise Abies'ler ile karışımlar yapar. Floristik kompozisyonu da oldukça zengindir. Yapılan çalışmalarda ortak bir özellik olarak Avrupa-Sibirya elementlerinin çoğunlukta olduğu tespit edilmiştir.

Ağaç katı; bu katın dominant türü Pinus sylvestris olup örtüş oranı % 40 ile 80 arasında değişmektedir. Ağaçların boyu 7 ile 20 m. arasındadır. Bu katta ayrıca Crataegus monogyna subsp. monogyna, Quercus petrea subsp. iberica, Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana gibi ağaçlarda seyrek olarak bulunur.  
Çalı katı, Pinus sylvestrisin dominantlığının azaldığı bölgelerde boyları 1-3 m arasında değişen  Pyracantha coccinea, Carpinus betulus, Sorbus torminalis, Cornus mas, Rosa canina, Hedera helix gibi türlerden oluşur. Bu katın örtüş oranı % 2 ile 5 arasında değişmekle birlikte bazı istasyonlarda % 25’e ulaşabilmektedir.
Ot katı, boyları 20-35 cm arasında değişen otsu bitkilerden oluşur. Bu katın genel örtüş oranı %3 0-70 arasında olup, floristik kompozisyonu oldukça zengindir. Ot katının başlıca türleri Pteridium aquilinum, Clinopodium vulgare, Lathyrus laxiflorus, Sanicula europae, Viola sieheana, Helleborus orientalis vb. türler oluşturur. Karakter türler: Vicia truncatula, Anthoxanthum odoratum’dır.


Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana  ormanları
Araştırma bölgemizde 1000-1500 m'ler arasında Abant gölünü bir kuşak gibi saran Abies'ler alt seviyelerde P. sylvestrisler ile karışımlar yapar.
Fizyonomik olarak ağaç, çalı ve ot katı olmak üzere üç vejetasyon katından meydana gelmektedir. Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana  ağaç katının dominant türü olup boyları 20-30  m arasında değişmektedir. Ağaç katının örtüş derecesi % 50-90 arasında değişmektedir. Ağaç katına ayrıca seyrek olarak Pinus sylvestris iştirak etmektedir. Çalı katını oluşturan türler ise Vaccinium arctostaphyllos, Rubus idaeus, Carpinus betulus, Sorbus torminalis, Ilex colchica gibi türler olup örtüş dereceleri 30-60, boyları ise 0.5-10 m. arasında değişmektedir.
Ot katında ise 20-80-90 cm arasında değişen çok sayıda tür bulunur. Ot katının örtüş derecesi % 20-50 arasındadır. Galanthus nivalis, Aristolochia clematitis ve Gentiana asclepiada karakteristik ve ayırdedici türler olarak seçilmiştir.


b. Yaprak Döken Ormanlar:
Fagus orientalis ormanları
Araştırma bölgemizde özellikle 1200-1400 m’ler arasında yayılan F. orientalis toplulukları özellikle koniferlerle karışımlar yapmıştır.
Fizyonomik olarak ağaç, çalı ve ot katı olmak üzere üç vejetasyon katından meydana gelmektedir. Fagus orientalis  ağaç katının dominant türü olup boyları 10-25  m arasında değişmektedir. Ağaç katının örtüş derecesi % 60-90 arasında değişmektedir. Ağaç katına ayrıca seyrek olarak Acer campestre, Acer hyrcanum ssp. hyrcanum, Populus tremula, gibi türlerde iştirak etmektedir. Çalı katını oluşturan türler ise Quercus petraea subsp. iberica, Rubus idaeus, Carpinus betulus gibi türler olup örtüş dereceleri 30-60, boyları ise 0.5-10 m arasında değişmektedir.
Ot katında ise 20-40 cm arasında değişen çok sayıda tür bulunur. Ot katının örtüş derecesi % 30-50 arasındadır. Alliaria petiolata ve Cardamine bulbifera  karakteristik ve ayırdedici türler olarak seçilmiştir.

c. Yüksek Dağ Vejetasyonu
Genista lydia çalı katının dominant türü olup aynı zamanda de ayırdedici karakter türdür. Çalı katının genel örtüş oranı % 30-70, yüksekliği ise 0,7-1 m. arasında değişmektedir. Ot katı, boyları 25-40 cm. ve genel örtüşü % 25-90 arasında değişen otsu step bitkilerinden oluşmaktadır. Serpantin ana kayadan gelişen topraklar üzerinde 1400-1700 m’ler arasında yayılmaktadır.
Astragalus angustifolius subsp. angustifolius, Jurinea alpigenea toplulukları 1400-1600 metreler arasında gelişir. Floristik kompozisyonu zengin olan genel örtüş oranı % 80-100, ot katı yüksekliği 20-40 cm. arasında değişmektedir.
J.communis subsp. nana dünya üzerinde geniş bir yayılış alanına sahip olup kuzey ve orta Avrupa’nın her tarafında, Sibirya da, Himalaya’ların batısında, Kuzey Amerika ve Kuzey Afrika’nın yüksek dağlarında yaygındır. Yurdumuzda da oldukça yaygındır olan J.communis subsp. nana genellikle kuzey Anadolu’nun subalpin katlarında saf topluluklar halinde olup özellikle Pinus sylvestris ormanlarının tahrip alanlarında yaygındır.
J.communis subsp. nana toplulukları çalı ve ot katı olmak üzere iki tabakadan oluşmaktadır.  Çalı katı, boyları 0.5 ile 1 m. arasında değişen Rosa canina, Lonicera orientalis, Rubus sanctus, Daphne pontica gibi türlerden oluşmaktadır. J. communis subsp. nana bu katın dominant türüdür. Bu katın örtüş oranı % 70 dir. Ot katı oldukça zengin olup genel örtüşü % 60-70 arasındadır. Alanda genellikle kalker ana kaya üzerinde yayılmaktadır.
Araştırma bölgemiz  bir geçiş bölgesi özelliği göstermektedir. Bunun en belirgin kanıtı yağış rejiminde görülür. Araştırma bölgesindeki meteoroloji istasyonlarından Mudurnu’da yağış rejimi K.I.Y.S. olup Akdeniz eğilimli geçiş yağış rejimi ikinci tipini oluşturmaktadır. Araştırma bölgemizde Akdeniz iklimi egemen olmakla birlikte özellikle yüksek kısımlarda Pinus sylvestris ve Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana ormanlarının bulunuşu bu seviyelerde Oseyanik iklimin etkisinin de olduğunu göstermektedir.


2.7.2. Flora
Araştırma bölgesi Avrupa-Sibirya bölgesinin Öksin kazasının batı sektörü sınırları içinde yer almaktadır. Zohary (1973) araştırma bölgesini de içine alan tüm Karadeniz ardı ormanlarını Avrupa-Sibirya bölgesinin Öksin provensine dahil etmekte ve Karadeniz sahilinden itibaren İç Anadolu'ya doğru Öksin provensine Euxinien (Asıl Öksin), Sub-Euxinien (Alt-Öksin) ve Xero-Euxinien (Kurak-Öksin) olmak üzere üç sektöre ayırmaktadır. Avrupa-Sibirya bölgesine ait türlerin fazlalığı bölgenin floristik bakımdan bu bölgenin Öksin provensine daha çok benzediğini göstermekte ve Zohary'nin görüşünü desteklemektedir.
Araştırma materyallerini Ankara Üniversite Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik ve Ekoloji Anabilimdalı elemanlarınca bölgede yapılan arazi çalışmalarında toplanan bitki örnekleri oluşturmaktadır.
Abant Tabiat Parkı sınırları içinde göl kenarında toplam 6 istasyon, orman içi ve açıklıklarından da 13 istasyondan bitki örnekleri alınmıştır. Bu istasyonların lokaliteleri aşağıdaki gibidir.

Göl kıyısında;
1-Orman işletmesi misafirhanesi civarı, 1340 m. (Göl kenarındaki bitkiler, Orman+Açıklık)
2-Orman işletme kampı civarı, 1340 m. (Göl kenarındaki bitkiler, Orman+Açıklık)
3-Lokanta civarı, 1340 m. (Göl kenarındaki bitkiler, Orman+Açıklık)
4-Balıkhane civarı, 1340 m. (Göl kenarındaki bitkiler, Orman+Açıklık)
5-Özel idare gazinosu civarı, 1340 m. (Göl kenarındaki bitkiler, Orman+Açıklık)
6-Beden Terbiyesi kampı civarı, 1340 m. (Göl kenarındaki bitkiler, Orman+Açıklık)
Orman içi ve açıklıklarında;
7-Orman deposu civarı, 1350 m. (Orman ve açıklık, Orman +Açıklık)
8-Örencik Yaylası, 1380 m. (Orman ve açıklık, Orman +Açıklık)
9-Sarıyer Yaylası, 1400 m. (Orman ve açıklık, Orman +Açıklık)
10-Pelitözü Yaylası, 1375 m. (Orman ve açıklık, Orman +Açıklık)
11-Türkmençalı Tepesi, 1627 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
12-Yellicebaşı Tepesi, 1300 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
13-Kızlarçalı Tepesi, 1400 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
14-Alaçam Tepesi, 1689 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
15-Balıca Doruğu, 1660 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
16-Samat Yaylası, 1400 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
17-Balıkçıkayası Tepesi, 1484 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
18-Sığırlık Bölgesi, 1400 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
19-Sarıyerçalı Tepesi, 1644 m. (Yüksek dağ, orman ve step)
Bitkilerin toplanacağı istasyonların tespitinde, alanın genelinde farklı formasyon tiplerini temsil eden yerlerin seçilmesine dikkat edilmiştir. Tespit edilen alanlarda yön, eğim, yükseklik faktörleri de göz önüne alınarak yapılan toplama işlemlerinde vejetasyon çalışmalarında da kullanılan minimal area metodu kullanılmıştır.


Homojen olan bir formasyonda türlerin listesi alan gittikçe büyütülürse mevcut tür sayısı artar. Sonuçta bir yerde türün artma sayısı sıfıra iner. Belli bir arazi çalışması sırasında yeni türler görülmüyor yani eklenmiyorsa en küçük alanın büyüklüğü bu kadardır denir. Türlerin tekrarına ve değişimine bağlı olarak yapılan arazi çalışmalarında, istasyon merkezi ve çevresinde yeni bir tür çıkmayana kadar alan genişletilmiştir. Yapılan arazi çalışmalarında göl çevresinde 10-50 m2, orman içleri ve açıklıklarında  50 ila 400 m2’lik istasyonlar yapılmıştır.
Değişik çiçeklenme ve meyvelenme devrelerinde yapılan birer haftalık gezilerde toplanan bitki örnekleri preslenerek kurutulmuştur. İncelenecek duruma gelen bitki örnekleri familya, cins ve tür düzeyinde adlandırılmıştır. Toplanan materyalin adlandırılmasında “Flora of Turkey and the East Aegean Islands (Davis, 1965-1988)” adlı eser ve ANK Herbaryumundan faydalanılmıştır.

Bu rapor Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Analitik Etüd Raporundan alınmıştır.

[1] ÇINAR, H., 1994, “Abant Gölü Polen Analizlarinde Bulunan Çam (Pinus L.) Taksonlarının Saptanması”, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enst. Orman Müh. Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, S.28, S.29.
[2] ÇINAR, 1994, a.g.e.
[3] Woldring, H., Bottema, S., & Aytuğ, B., 1986, Late Quaternary Vegetation History Of Abant. 5th OPTIMA Meeting, Istanbul, 8-15 1986. pp:467-471.
[4] Woldring ve ark.,1986, a.g.e.
[5] Bottema, S., Woldring, H., & Aytuğ, B. 1993/1994. Late Quaternary Vegetation History Of Northern Turkey. Palaeohistoria, 35/36: 13-72.
[6] Beug, H.J. 1967. Contributions to the Postglacial Vegetational History of Northern Turkey. (In. E. J.Cushing, & H.E.Wright (eds.), Quaternary Paleoecology Vol.7. pp: 349-356.
[7] Uçar, A. 1996. Abant Florası. Yüksek Lisans Tezi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Fen Bilimleris Enstitüsü, S.192.
[8] ÖĞÜT, H.,, “Abant”, Kasım 2001, Gezi Der.,, Sayı 2001 / 11 212120, S.109, S.111.
[9] BOZ, M.,   “Abant Gölü Tabiat Parkı Özel Amenajman Planı (1991 – 2010) ”,  Bolu  Orman Böl. Müd., Abant İşl. Şefliği.

1 yorum:


  1. İbrahim Çallı dedesinin çalınan tabloları için 'aymazlığın yıldızlısı' demişti; Abant'ın başına gelenler için ise 'arsızlığın yıldızlısı' demek yerinde olabilir sanırım. Bürokratlar , alanın peyzajına yapılan bunca müdahalenin/manipülasyonun oradaki bitki/hayvan varlığına olan olumsuz etkisini, geri dönüşü mümkün olmayan(irreversible) çevresel zararı görmezden mi geliyor? Neden emektar Hocalarımızın düşüncelerine, öngörülerine uymuyorlar ? Bu hepimizin ortak geleceği ( =Our Common Future) . ! . ! .

    Bilen Kale (18.02.2014)

    YanıtlaSil